2008 Aralık

Çanakkale (Şiir - Bülent Ecevit)

Çanakkale (Şiir - Bülent Ecevit)

“Söyle arkadaşım “dedi Anadolulu Mehmet
Yanıbaşında ki Anzak erine
“Nerelerden kopup gelmişin
Neden çökmüş bu mahsunluk üzerine”
“DÜNYANIN ÖBÜR UCUNDAN” dedi gencecik Anzak
“Öyle yazmışlar mezar taşıma
Dogdugum yerler öylesine uzak
Örtündügüm topraksa gurbet bana”
“Dert edinme arkadaşım” dedi Mehmet
“Değil mi ki yurdumuzun koynundasın ilelebet
Sende artık bizdensin
Sende bencileyin bir Mehmet”
Çanakkale toprağının
Üstü cennet altı mezar
Kavga bitmiş mezarlarda
Kaynaş olmuş yiten canlar
“Ya sen” dedi Mehmet
Oyun çagındaki İngiliz erine
“Yasın ne senin kardeş
böylesine erken buralarda işin ne”
“Yaşım sonsuza dek on beş”
dedi ufak tefek İngiliz eri
“Köyümde askercilik oynar
coştururdum trompetle bizimkileri
Derken kendimi cephede buldum
Oyun muydu gerçek miydi anlamadan
Bir sahici kursunla vuruldum
Sustu boynumdaki trompet
Son verildi böylece oyundan bozma isime
Gelibolu’da bana bir yer kazıldı
Mezar tasıma ON BEŞİNDE TRAMPETÇİ yazıldı
Öyküm de künyem de bundan ibaret
Yagmur yagıyordu usul usul topraga
Gözyasları düserek üstüne sanki
Damla damla aglıyordu uzaktan uzaga
Sahibini yitiren bir trompet
“Ya sizler” dedi Mehmet
Dünyanın dört kıtasından
Mezar dolusu erlere
“Hangi rüzgar savurdu sizleri
bu bilmedigiz yerlere”
Kimi Ingiliz’di kimi Iskoç
Kimi Fransız dı kimi Senegalli
Kimi Hintli kimi Nepall
Kimi Avustralya’ dan Yeni Zellanda ’dan Anzak
Gemiler dolusu asker
Her biri niye geldiginden habersiz
Gelibolu’nun oya gibi koylarından sızarak
Tırmanmıslardı daga bayıra
Siper siper yara gibi yarılan toprak
Mezar olmustu savas ardından onlara
Kiminin BURADA YATTIGI SANILIR
Kiminin ADI BILINSE DE MEZARI BILINMEZ
Kiminin de mezar tasında
On altı,on yedi on sekiz yasında
EBEDI ISTIRAHATE ÇEKILDIGI yazılı
Çanakkale topraklarında
Her birinin erken biten yasam öyküsü
Eski yazıtlar gibi taslara böyle taslara böyle kazılı
“anlamaz mıyım”dedi “halinizden kardesler”
adına yazılı tası bile olmayan asker
Anadolulu Mehmet
“Bende yüzyıllarca yaban ellerde
Neyin uğruna bilmeden can vermişim
Kendi yurdum ugruna can vermenin tadına
Ilk kez Çanakkale’ de ermisim
Ugrunda can verdikçe vatanlastı ancak
Ekip biçtigim padisah mülkü toprak
Degil mi ki sizler alamazsanız bile
Bu topraklar almıs sizleri basmıs bagrına
Sizlere de vatan sayılır artık Çanakkale “
Çanakkale toprağının
Üstü cennet altı mezar
Kavga bitmis mezarlarda
Kaynaş olmuş yiten canlar
Bir garip savastı Çanakkale Savası
Kızıstıkça kızgınlıgı dindiren
Ara verdikçe atese düsmanı kardese
Döndüren bir savas
Kıyasıya bir savastı
Ama saygı üreten bir savas
Yaklastıkça birbirine
Karsılıklı siperler
Gönüllerde yakınlastı
Düstükçe vurusanlar topraga
Dostlar gibi kaynastı
Savas bitti
Ölenler kaldı saglar gitti
Köylü köyüne döndü evli evine
Kır çiçekleri geldiler akın akın
Çekilen askerlerin yerine
Yaban gülleri dag laleleri papatyalar
Kilim kilim yayıldılar topraga
Siper siper
Topragın savas yaralarını örttüler
Koyunlar koruganları yuva yaptı kendine
Kuslar döndü gökyüzüne kursunların yerine
Çiçegiyle yemisiyle yesiliyle
Silah yerine sapan tutan elleriyle
Geri aldı savas alanlarını doga
Can geldi topraga silindikçe kan izleri
Yeryüzünde cennet oldu öylece
O cehennem savaş yeri
Simdi Çanakkale Gelibolu
Bahçe bahçe
Ülke ülke
Mezar dolu
Üstü cennet altı mezar
Çanakkale topragının
Kavga bitirmis mezarlarda
Kaynas olmus yiten canlar
“Huzur içinde uyusun”
Vurustukları topraklarda
Kavgadan kinden uzakta
Yanyana dostça yatanlar.

BÜLENT ECEVİT

Şehitler Abidesi İçin (Şiir - Mehmet Akif Ersoy)

Şehitler Abidesi İçin (Şiir - Mehmet Akif Ersoy)

Gökkubbenin altında yatar, al kan içinde,
Ey yolcu, şu toprak için can veren erler.

Hakk’ın bu veli kulları taş türbeye girmez,
Gufrana bürünmüş, yalınız Fatiha bekler.

MEHMED AKİF ERSOY

Bir Yolcuya (Şiir - Necmettin Halil Onan)

Bir Yolcuya (Şiir - Necmettin Halil Onan)

BİR YOLCUYA

Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın,
Bu toprak, bir devrin battıgı yerdir.
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın,
Bir vatan kalbinin attığı yerdir.

Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda,
Gördügüm bu tümsek, Anadolu’nda,
İstiklal uğrunda, namus yolunda,
Can veren Mehmed’in yattığı yerdir.

Bu tümsek, koparken büyük zelzele,
Son vatan parçası geçerken ele,
Mehmed’in düsmanı boğuldu sele,
Mübarek kanını kattıgı yerdir.

Düşün ki, hasrolan kan, kemik, etin
Yaptıgı bu tümsek, amansız, çetin,
Bir harbin sonunda, bütün milletin,
Hürriyet zevkini tattıgı yerdir.

NECMETTİN HALİL ONAN

Çanakkale Destanı (Şiir - Fahri Ersavaş)

Çanakkale Destanı (Şiir - Fahri Ersavaş)

Türk tarihinin eşsiz bir zaferi olan Çanakkale Zaferi, edebiyatımızda, yalnız o devrin yazarlarının siirleriyle sınırlı olarak kalmamıs, günümüz şiirinde de, şairler için ilham kaynağı olmuştur. Fahri Ersavaş’ın şiiri buna bir örnek teşkil etmektedir :

ÇANAKKALE DESTANI

Yıl 1915 ,
18’indeyiz Mart’ın.
Bir dünya çullanmıs üzerimize,
Topuyla, tüfegiyle,
Tayyare ve zırhlılarıyla
Bir dünya çullanmıs üzerimize,
Ne çıkar bundan,
Türk olarak dogmusuz bir kere.
İsterse felek
“her türlü cefasın toplasın gelsin”
Biziz cefaları serecek yere…
Yıl 1915 ,
18’indeyiz Mart’ın.
Tanrım bize mi doguyor,
Kanlısırt ufkundaki gün?
Tanrım bize mi doguyor,
Düsman
Kendine gel biraz!
Kendine gel biraz!
Pek tekin degildir Çanakkale’nin suyu,
Geçilmez bu bogaz…
Bizi
Ne topun yıldırır,
Ne kurşunun.
Çünkü artık
Basladı cengimiz
Er meydanında bulunmaz dengimiz…
Sen misin Mustafa Kemal’im ileri diyen?
Iste fırladık siperden.
Sırtına yüklenmis kahraman Seyit
276 kiloluk mermiyi
Kosuyor bataryasına atesler içinden
Bu mermi denizlere gömecek
Elizabeth’i Buve’yi…
Yanıyor bugün Anafartalar yanıyor,
Denizler yanıyor
Zafer bizimdir artık
Düsman zırhlıları batıyor
Zafer bizimdir artık
Düsman zırhlıları batıyor…
Türk’üz,
Muzaffer olarak dogmusuz bir kere,
Bir karıs toprak ugruna
Kimimiz sehit oluruz,
Kimimiz gazi.
Hiç degismez bu yazı,
Dünyada her yer geçilir belki
Lâkin geçilmez Çanakkale Boğazı.

FAHRİ ERSAVAŞ

BenimDilim

Ordu’nun Destanı (Şiir - Mehmet Emin Yurdakul)

Ordu’nun Destanı (Şiir - Mehmet Emin Yurdakul)

Bu şiir, şair tarafından Çanakkale kahramanlarına itaf edilmistir. Milli şair Mehmet Emin Bey, Anafartalar Zaferi üzerine İstanbul’dan savaş sahasına gezmeye ve orduyu tebrike gelen edebi heyet içinde bulunmaktaydı. Şairimiz o günlerin ilhamıyla ; Türk’ün ve Mustafa Kemal’in büyük mucizesini anlatan bu destanı yazmıştır. Destan Fevziye Abdullah Tansel’in nesrinden bir bölümü şöyledir :

ORDUNUN DESTANI

Ey, bugüne şâhit olan sarp hisarlar!
Ey, kahraman Mehmet Çavus siperleri!
Ey, Mustafa Kemaller’in aziz yeri!
Ey, topragı kanlı daglar, yanık yarlar!

Sizler burada gördügünüz büyük cengi
Elde kılıç parladıkça unutmayın ;
Bugünü de bundan üç bin yıl evvelki
Kahramanlık devri gibi unutmayın!

Anlatın ki Türkler burada san verdiler
Birçok vahsi, cehennemi kuvvetlere;
Ates, çelik kralları devletlere
Süngülere mu’cizeler gösterdiler

Burada zulme bas egmeyen bu yigitler
Vatan için her mihnete katlandılar;
Ölümleri tahkir eden su sahitler
Türk- Ili’nin hayatını kazandılar

Bu memleket büyüklügün vatanıdır;
Ellerinde silahlarla ölenlerin,
Son nefeste ümitlerle gülenlerin,
Hakk’a kurban olanların Turan’dır.

Bu sâf ruhlar su dünyadan ayrılırken
Yanık sesle “vatan!” diye haykırmıstır;

Yanlarına helâllesmek için gelen
Yoldasları intikâma çagırmıstır.

Buradan geçen her gururlu bas egilsin ;
Bu kan, kemik dolu toprakları,
Büyük küçük gemilerin sancakları
Selâmlarla oksamagı bir borç bilsin!

Zirâ bu yer en fedâkâr bir milletin
Kahramanlık, seref, namus kal’esidir.
Burada her ses o ilâhi hürriyetin
Kalbinin attıgı yerdir.

MEHMET EMİN YURDAKUL

BenimDilim

Açık Çileli’nin Çanakkale Destanı

Açık Çileli’nin Çanakkale Destanı

Asık Çileli’nin Çanakkale’ye yapılan sardırışa ait olan destanıdır. Bu destan halk diliyle, Çanakkale savası bütün yönleri ile, hatta kumandan ve gemi adları ile beraber anılmaktadır. Ayrıca bu destan, İngiliz ve Fransız donanmalarının Çanakkale Boğazı’ba saldırmaları ve yenilip çekilmek zorunda kalmaları üzerine memleketimizde duyulan sevinci ifade için yazılmıstır. Aşık Çileli son dörtlügünde belirttiği gibi bu destan 1915 senesinin Mart ayında yazılmıstır.
Destan söyledir :

Dinleyin dikkatle ey Müslümanlar
Yeniden hırladı bütün düsmanlar,
Anlatayım bulsun ferah vicdanlar
Çanakkale’deki bombardımanı

Zırhlılar birlesmis, görülmüs bogaz
Hep bombardımana eylemis agaz,
Ingiliz bunda da çıkmıs pek kurnaz,
Sürmüs ileriye hep Sarlman’ı

Ben orada idim, gördüm hepsini,
Tabyalarımızın duydum sesini
Fransız zırhlısı kıydı nefsini,
Çelik kaleleri oldu revani

Öteden yanastı Fransız Golva,
Oldu biraz sonra bir delik kova,
Kaçtı uzaklara aradı yuva,
Karnında açıldı çok kan çıbanı

Bunları görünce durur mu Sufren
Çözdü ipligini hiç görünmeden,
Tabyalar yapıstı paçaya, derken
Kahraman nisancı buldu nisanı

Sasırdı Ingiliz, kumanda verdi:
Küin Elizabeth nerdesin derdi,
Aman aman demek olmustu derdi,
Agamemnara da bastık dumanı

Irrezistıbl idi birinin adı,
Bir gülle de kaçtı agzının tadı,
Güldürdü bu hali kirlendi adı,
Kornuvolis bastı ah ü figanı

Büyük zırhlı imis geldi Albion,
Afiyetle yedi gülleyi bes on,
Majestik, Trionf kaldılar en son,
Kırdılar onlarda bası, gerdanı

Rezâlet üstüne rezâlet oldu,
Adalar denizi leslerle doldu
Itilâf’ın benzi bir daha soldu
Saldırdık arkadan biz afacanı

Bir defa, on defa degil yüz kere,
Gelseler az gelir bizim askere,
Ediyor inayet Tanrı bizlere,
Tutacak Oamanlı nâmı cihanı

Bin üç yüz otuz bir Mart’ı iptidası,
Yazıldı bu destan, hostur edası
Asık Çileli’nin budur duası;
Kurtarsın yakında Hakk Müslümanı.

Boyabatlı Mustafa’nın Çanakkale Destanı

Boyabatlı Mustafa’nın Çanakkale Destanı

Mustafa Çanakkale Savaşı’na katılır. Kahramanca çarpısır. Çanakkale’de Türk’ün yenilmezligini temsil edenlerden biri olur. Asağıda verecegimiz destanı savas sırasında yazarak ceketinin cebine koyar. Fakat 14-15 Mayıs’ta Arıburnu’nda
merkez cephesi’nde sehid düşer. Bu destan da onun kanlı elbisesinin cebinden çıkar. Belki bunu babasına veya yavuklusuna
gönderecekti. Fakat, vakit bulamadı. Sehâdet serbetini içti, Allah’a ulaştı. İşte bu destan:

Çanakkale Destanı

Üç yüz otuz sözüm hakk’ın kelâmı
Padisah’ın geldi büyük selâmı
Enver Bey’in düsman kırmak meramı

Bugün bizden vatan razı olacak
Nefer sehit ordu gazi olacak

Euzü besmele çektim çıkarken
Köye baktım söyle yüksek bir yerden
Karargâha kostum üç günde erken

Bugün bizden vatan razı olacak
Nefer sehit ordu gazi olacak

Kumandan emrini verdi bir gece
Anadolu’lardan lâyıktır nice
Yigitler sehâdet serbeti içe

Bugün bizden vatan razı olacak
Nefer sehit ordu gazi olacak

Rumeli topragı yugrulmus kanla
Ün alınır ancak verilen canla
Herkesi yüregi çarpıyor canla

Bugün bizden vatan razı olacak
Nefer sehit ordu gazi olacak

Kursunlar atıldı düsmana karsı
Sehitler buldular göklerde arsı
Gaziler döktüler hep sevinç yası

Bugün bizden vatan razı olacak
Nefer sehit ordu gazi olacak

Düsmanın gür sesli büyük topları
Delik desik etti topragı yarı
Korkak Frenklerin yokmus hiç ârı

Bugün bizden vatan razı olacak
Nefer sehit ordu gazi olacak

Ingilizler Frenge dostmus diyorlar
Bir kötü kötüye elbette uyar
Onlara bu meydan gelecek pek dar

Bugün bizden vatan razı olacak
Nefer sehit ordu gazi olacak

Zırhlıların gitti deniz dibine
Ilk hücumdan sonra ya bu kaçıs ne
Kaç durma geçerse fırsat eline

Bugün bizden vatan razı olacak
Nefer sehit ordu gazi olacak

Çanakkale’yi hiç verir mi Türkler
Istanbul’umuzu alacak bir er
Var mıdır dünyada nerde o asker

Bugün bizden vatan razı olacak
Nefer sehit ordu gazi olacak

Boyabat’lı Ömer oğlu Mustafa
Yazdı bu destanı girerken sofa
Muradı gitmektir arsı tovafa

Bugün bizden vatan razı olacak
Nefer sehit ordu gazi olacak

BOYABATLI MUSTAFA

Çanakkale Şehitleri Şiir - Mehmet Akif Ersoy (Çanakkale Şiirleri)

Çanakkale Şehitleri Şiir - Mehmet Akif Ersoy (Çanakkale Şiirleri)

Bu eser, yıllardır hepimiz tarafından zevkle okunmus ve ezberlenmiştir. Burada Akif harbin vahametini, vahşetini anlatırken, bu ugurda sehit olanların da yalnız kalmayacaklarını, onları Hz. Peygamber’in sefkatle bekledigini müjdelemektedir. Bu şiir başlı başına Türk’ün destanıdır. Anlatılmaz yasanır.
Prof. Dr. Mehmet Kaplan, bu destanın estetik kıymeti hakkında su kanaatini ifade eder :
“Mehmet Akif Ersoy’un Çanakkale Savasını tasvir eden siiri yazıldıgı tarihten bu güne kadar bütün nesillere o savasın heyecanını yasatmıs ve onun tarihi, derin ve büyük manasını hatırlatmıstır. Bunun sebebi de hiç süphesiz, bu siirin tasımıs olduğu estetik değerdir.”

Çanakkale Şehitlerine

Su Boğaz Harbi Nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya
Kaç donanmayla sarılmıs ufacık bir karaya,
Ne hayasızca tahassüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdigi vahsetle “bu: bir Avrupalı”
Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi
Varsa gelmis, açılıp mahbesi, yahut kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya bütün akvam-ı beser
Kaynıyor kum gibi, Mahser mi, hakikat mahser.
Yedi iklimi cihanın duruyor karsında,
Osrtralya’yla beraber bakıyorsun ; Kanada!
Çehreler baska, lisanlar, deriler rengarenk.
Sade bir hadise var ortada : Vahsetler denk.
Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela…
Hani tauna da zuldür bu rezil istila…
Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkiyle sefil,
Kustu Mehmetçigin aylarca durup karsısına;
Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına,
Maske yırtılmasa hala bize affetti o yüz …
Medeniyet denilen kahbe, hakikat yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbab,
Öyle müthis ki: Eder her biri bir mülkü harab.
Öteden saikalar parçalıyor afakı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’makı;
Bomba simsekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor gögsünün üstünde o aslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lagam,
Atılan her lagımın yaktıgı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürtme de yer
O ne müthis tipidir: Savrulur enkaaz-ı beser…
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Bosanır sırtlara, vadilere, sagnak sagnak.
Saçıyor zırha bürünmüs de namerd eller,
Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmus da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyare.
Top tüfekten daha sık, gülle yagan mermiler…
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’a mı gögsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, basa, edecek kahrına ram?
Çünkü te’sis-i ilahi o metin istihkam.
Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler,
Beserin azmini tevkif edemez sun’-i beser;
Bir gögüslerse Huda’nın edebi serhaddi;
“O benim sun’-i bediim, onu çignetme” dedi.
Asım’ın nesli… diyordum ya… nesilmis gerçek:
Iste çignetmedi namusunu, çignetmeyecek.
Suheda gövdesi, bir baksana, daglar, taslar…
O, rukü olmasa, dünyaya egilmez baslar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmıs yatıyor,
Bir hilal ugruna, ya Rab, ne günesler batıyor!
Ey, bu topraklar için topraga düsmüs, asker!
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı deger.
Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor Tevhid’i…
Bedr’in aslanları ancak, bu kadar sanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makber’i kimler kazsın?
“Gömelim gel seni tarihe”desem, sıgmazsın.
Herc ü merc ettigin edvara da yetmez o kitab…
Seni ancak ebediyetler eder istiab.
“Bu, tasındır” diyerek Ka’be’yi diksem basına;
Ruhumun vayhini duysam da geçirsem tasına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namıyle;
Kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;
Yedi kandilli Süreyya’yı uzatsan oradan;
Sen bu avizenin altında, bürünmüs kanına;
Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına,
Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;
Tüllenen magribi, aksamları sarsam yarana…
Yine bir sey yapabildim diyemem hatırına.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Sarkın en sevgili sultanını Salahaddin’i,
Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran…
Sen ki, Islam’ı kusatmıs, boguyorken hüsran,
O demir çemberi gögsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;
Sen ki, a’sara gömülsen tasacaksın… Heyhat,
Sana gelmez bu ufukalar, seni almaz bu cihat…
Ey sehid oglu sehid, isteme benden makber,
Sana agusunu açmıs duruyor Peygamber.

MEHMET AKİF ERSOY

Türkülerimizde Çanakkale Zaferi

Türkülerimizde Çanakkale Zaferi

Çanakkale zaferi ile ilgili, menkıbe, destan yanında münferit siirler de yazılmıstır. Mehmetçik, harbe giderken sakin ve sevinçli olarak anasından, babasından, yavuklusundan, sılasından ayrılmıstır. Hatta anasını, yavuklusunu bir daha göremeyecegini bilerek bu yola revân olmustur. Bu duyguyu su mısralarda görebiliriz.

ÇANAKKALE TÜRKÜSÜ
Çanakkale içinde vurdular beni
Ölmeden mezara koydular beni
Of gençligim eyvah

Çanakkale içinde aynalı çarsı
Ana ben gidiyorum düsmana karsı
Of gençligim eyvah

Çanakkale içinde bir uzun selvi
Kimimiz nisanlı kimimiz evli
Of gençligim eyvah

Çanakkale içinde bir dolu testi
Analar babalar umudu kesti
Of gençligim eyvah

Çanakkale içinde üç top kestane
Kalan gazilere çalı dibi hastahane
Of gençligim eyvah.

Kendisinin ne olacagını düsünmüyor, vatanın kurtulmasını düsünmüyor, vatanın kurtulmasını düsünüyordu. Oranın bir anababa günü, mahser günü oldugunu biliyordu. Bu delikanlıları gönderen ana- baba, geriye gelmelerini beklemiyordu. Orası mahşerdi. Ancak mahşerde bulusacaklarını biliyordu.

Çanakkale içinde bir kırık testi
Analar babalar ümidi kesti
Çanakkale’sin oldum onbaşı
Yarama bakmıyor binbaşı

Çanakkale’de akan kanlar günümüzde kalan ne kadar ayıp varsa hepsini safak denen kızıl çaglayanın karanlıgı süpürmesi gibi silip temizledi. Çanakkale savasını kazanan millet bütün geçmisten utancı bogmus ve yarına gurur övüncü tasımıstır. Yine bu savaşla vatan topraklarının sahipsiz olmadıgı bütün dünyaya gösterilmistir.

Çanakkale’yi siz sandınız bostur
Davulun sesi de uzaktan hostur
Saptıgınız bu yol bir dik yokustur

Bir Türk’ün dünyaya bedel oldugu’nu, kimseden korkusunun olmadıgını,daima albayragını gururla dalgalandırdıgını bu savaşta herkes görmüştür.

Ben yorgun değilim içim tufan
Müslüman’dan var mı savaş’tan kaçan
Türk’tür dünyaya al bayrak açan.

Çanakkale Zaferi, günümüzde hala hatıralarda o günlerin canlılığıyla haşr edilmektedir. Bu gün oldugu gibi yarın da, Edebiyatımızda onun izlerini tasıyan eserler vücuda getirilecektir

Abdullah Bin Albdülmuttalib (Peygemberimiz Hz. Muhammed’in Babası) Hayatı

Abdullah Bin Albdülmuttalib (Peygemberimiz Hz. Muhammed’in Babası) Hayatı

Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselamm babası. Babası Abdülmuttalib (Şeybe)dir. Annesi Fatıma binti Amr’dır. Babasının onuncu oğludur. Yaklaşık olarak 553 veya 546 yılında doğdu. Peygamber efendimizin doğumundan yedi ay önce vefat etti.

Babası Abdülmuttalib o devirde Mekke hakimiydi. Zemzem kuyusunu yeniden ortaya çıkarıp, on erkek çocuga sahip olduğunda birini kurban etmeyi adamıştı. Arzusu gerçekleştikten sonra, gördüğü bir rüya uzerine adağını hatırladı. Kurban edilecek oğlunu belirlemek maksadıyla oğullan arasında kura çekti. Kura Abdullah’a çıktı. Abdülmuttalib, Medineli bir Arraf (kahin) tarafından teklif edildiği üzere, o günkü örfe göre diyet olarak kabul edilen on deve getirtti. Abdullah ile develer arasında kura çekti. Kura Abdullah’a çıkınca, deve sayısını on adet arttırdı. Develerin sayısı yüze ulaşınca, kura develere çıktı. Bunun üzerine yüz deveyi kurban ederek çok sevdiği oğlu Abdullah’ı kurtardı. Peygamber efendimiz hazret-i ismail’i ve babası Abdullah’ı kastederek; “Ben iki kurbanlığın oğluyum.” buyurmuştur.

Abdullah bin Abdülmuttalib akranları arasında çok sevilen ve yakışıklı bir gençti. Onun alnında bir nur parlardı. Bu nur, Muhammed’in aleyhisselam nuruydu. Hazret-i Adem’den beri bütün dedelerinden ve babalanndan intikal ederek gelen bu nur en son Abdullah’a erişmişti.

O nura sahip olabilmek için zaman nice zengin ve namuslu kızları ona evlenme teklif etmişlerdi. Bu maksatla uzak memleketlerden gelenler bile vardı. Bu nur, Zühre oğullannın efendisi Vehb’in kızı Amine’ye nasib oldu. Abdullah bin Abdülmuttalib evliliginden kısa bir müddet sonra ticaret maksadıyla yaptığı Şam seyahati dönüşünde Medine’de babasmm dayılan olan Adi bin Neccar oğullan yanında bir ay hasta yattıktan sonra Peygamber efendimizin doğumundan yedi ay kadar önce vefat etti. Orada defnedildi. Mescid-i Nebi’nin Babüs Sıddik kapısı hizasmdan, 500 metre kadar uzaklıkta bulunan kabir, mescidin 1976′da genişletilmesi sırasında yıkılmıştır. Abdullah’ın doğum tarihi ve vefat ettiği zaman kaç yaşında olduğuna dair çeşitli rivayetler vardır.

Hazret-i Abdullah ve Amine, ibrahim aleyhisselamm dinine göre ibadet ederlerdi. islam alimlerinin ekserisinin bildirdiğine göre Allahü teala Peygamberimize lütuf ve ihsan olarak veda haccında anne ve babasını diriltti. Zaten mümin olan anne ve babası, Peygamberimize iman ederek O’na ümmet oldular.

98 Sayfa: [1] 2 3 4 » ... Son Sayfa »