Roman Özetleri - Kitap Özetleri

Dram Sanatı Nedir?

Dram Sanatı Nedir?

İnsana ilişkin olan her şeyi sanatsal bir yaratışla canlandıran üretim ve yapım.Dram sanatının birbirinden ayrılmayacak temel öğeleri, yansılama,canlandırma ve eylemdir. Bu üç temel öğenin bulunduğu bir kısa bölüm,beş dakikalık konuşma, bir sözsüz oyun,sinema filmi, televizyon dizisi,opera betikçesi, hatta bir oratoryo dram sanatının kapsamı içindededir. Dram sanatı, tiyatro olgusunun yazınsal yanıdır.

Durak Yöntemi Nedir?

Durak Yöntemi Nedir?

Tiyatro yapıtının, sürekli gelişimi sağlayan bölümlere değil, kendi başına, tamamlanmış birimlere ve duraklara kurulduğu yöntem. İlk kez Orta Çağ’ın dinsel oyunlarında izlenen bu yönteme çağımızda dışavurumcu oyunlarda, belgesel tiyatroda ve Epik Tiyatro yapıtlarında rastlanır.

Hayalleri Olanlar Asla Uyumaz (Elmas Canan Karderin) (Roman - Kitap Özeti)

Hayalleri Olanlar Asla Uyumaz (Elmas Canan Karderin) (Roman - Kitap Özeti)

Kitabın adı: Hayalleri Olanlar Asla Uyumaz
Yazarı: Pat MESITI (Elmas Canan KARDERİN)
Kitabın yayım maksadı:
İnsanların içindeki liderlik özelliklerini ortaya çıkarmak, insanlara başarılı olma yollarını göstermek

Kitabın Özeti

Hayatta herhangi bir işe başlamadan önce, çok güçlü bir etkeni aşmak zorundasınız: Kendi önyargılarınız. Size bir kalıp veren şey, hayat, kendiniz, yetenekleriniz, aileniz ve arkadaşlarınız hakkındaki düşüncelerinizdir. Eğer kazanmayı ister ama yapamayacağınızı düşünürseniz, kazanamayacağınız hemen hemen kesindir.
Hiçbir şeye önyargıyla yaklaşmamak gerekir. Bu ilke hayatın her alanı için geçerlidir. Söz konusu olan ister bir iş teklifi, isterse birini sosyal çevrenize dahil etmek olsun, insanlar her zaman sandığınız kadar olumsuz tutumlara sahip olmazlar. Önyargılarınızı değiştirin!
Zaman içinde hepimiz zihnimizde sığınaklar inşa eder ve zorlukla karşılaştığımızda oraya sığınırız. Daha önce bir konuda başarısız olduysak, “bilgisayar”ımız hemen “o konuda iyi değilsin” der ve ondan uzak dururuz. Ama bilgisayarlar gibi zihinlerimiz de yeniden programlanabilir. Bunu iyi yapmanın yollarından biri, günlük onaylamalardır.
Kısaca önyargılar yaşamınızı ve gelişiminizi etkiler, önyargılarınızı değiştirebilirsiniz. Başkalarına önyargıyla yaklaşmayın. Hayalleri olan insan çok güçlüdür, zihninizi yeniden programlamak için günlük onaylama sözleri … konusunda iyiyim, … sahibim, … yapabilirim” ve benzeri sözleri kullanın.
Olaylar istediğiniz gibi gelişmiyorsa, bu bir değişime ihtiyaç olduğunu gösterir. Daha önce yapılanları yaparak farklı sonuçlar almak imkansızdır. John F. Kennedy “Değişim hayatın yasasıdır.” demiştir. Doğa durmadan değişiyor. Örneğin, insan vücudundaki hücreler durmadan yenileniyor, dünya durmadan değişiyor.
Değişimden tek korkumuz değişmemek olmalıdır. Teknoloji, iletişim ve iş yapma tekniklerindeki dev ilerlemeler de, şirketlere daha öncesine göre çok daha fazla para kazandırıyor; eskimiş yöntemlerden vazgeçmeyenler ise hemen geride kalıveriyor.
Kısaca hayatta değişimi sağlamanın tek yolu değişmektir, hayal kuranlar değişimi etkiler; değişim onları değil. Değişim rahatsız edicidir ama olmamasının etkisi çok daha kötüdür. Değişim tamamen doğaldır ve yepyeni bir yaratıcılık ve önderliği ortaya çıkarır. Değişime karşı gelmek yıkıcı olabilir.
Bugün dünyadaki insanların çoğu “vazgeçme” tavrını tercih ederler. Kolay yolu seçer, fazla çaba harcamaya yanaşmazlar. Sadece kestirmek için bir köşeye kıvrılırlar, ama bu şekerleme önce uzun bir dinlenmeye, sonra derin bir uykuya dönüşür. Yalnız unutmayın: Hayalleri olanlar asla uyumazlar.
Nereye gitmek istediğinizi ve bunun için neler yapacağınızı söylerseniz, bu sizi gerer ve yapmanız için motive eder.
Başarıya giden çabuk ya da kestirme bir yol yoktur. Başka insanlardan daha fazla gerilmek, kendini vermek ve çok çalışmak arzuların gerçekleşmesini sağlayacaktır. Her türlü ilerleme gerilmenin sonucudur. Başkalarından daha yükseğe çıkmayı hedefleyin.
“İnsan düşündüğü gibidir” der eski bir ata sözü. Başka bir deyişle siz de kendi düşündüğünüz gibisiniz. “Aklın alabileceği her şeyi yapabileceğine inanmalısın” der W. Clement Stone da. Çok güçlü bir sözdür bu. Aynı anda yalnızca bir düşüncemiz olabilir. Aynı anda hem mutlu hem de kızgın olmamız olanaksızdır. Bir zorlukla karşılaştığınızda seçme yapma şansınız vardır: Ya pozitif ve güvenli olmaya ya da depresyona girip kendimize acımaya karar veririz. “Yapamam”, “nasıl olduğunu bilmiyorum” ve “daha önce yapmamıştım” gibi olumsuz konuşmalarla günümüzü karartırız. Oysa kazanan insan, bunların yerine “yapabilirim” ve “yapacağımı” koyar.
Şu anda olduğunuzdan daha iyi, en iyiden de iyi olmak istiyorsanız, bir seçim yapmak zorundasınız. Doğru tercihler yapmanız ve ne olursa olsun onları tutmanız gerekir. George Eliot şöyle der: “Büyümenin en güçlü ilkesi, insanların yaptığı tercihlerdir.” Dünyada kim durduğu yerde başarıya ulaşmıştır? Hiç kimse. Bu tamamen size bağlıdır.
Her kararınızın doğruluğundan emin olmak istemeniz çok doğaldır. Doğru seçimi yapabilmek için aşağıdaki altı adımlık kontrol listesini kullanabiliriz:

1. Doğru, onurlu ve adaletli olmaktan ne anlıyorum?
2. Yapmak üzere olduğum seçim nasıl sonuçlar verecektir?
3. Hayatımın büyük resmine katkıda mı bulunacak yoksa onu engelleyecek mi?
4. Bu seçimi yaptıktan sonra kendimi nasıl hissedeceğim?
5. Bu seçim çevremdekileri nasıl etkileyecektir?
6. Bu kararı başkaları alsa kendimi nasıl hissederim?

7. İş etkilidir, insanlar değil. Uzun zamandır bir işin içinde olduğunuz halde beklediğiniz başarıyı elde edemediyseniz, durmayın devam edin. İyi seçimler yapıp onları uygulamaya devam edin. Bugün yapacağınız tercihler yarın nerede olacağınızı belirler.
Dr. Denis Waitley, “Being Your Best” adlı kitabında iyi insanlar en son gelir sözünün bir mit olduğunu söyler. Ona göre iyi insanlar daima en iyi bitirirler; aslında onlar gerçekten bitirenlerdir. Kaybedenler ya da vazgeçenler gibi yolun yarısında bırakmazlar.
Bir sporcu, anabolik steroidler kullanarak fiziksel gelişimini hızlandırmak isteyebilir. İyi ahlak, muhtemel bir üne ve zafere feda edilir. Ancak kestirme yollar daha uzun yollara dönüşür ve insanlar gerçek potansiyellerini kaybederler. Geleceğinizi kısa devreye uğratacak kestirme yollara sapmaktansa, sizi bunlara ulaştıracak doğru kararlar alın.
Bugün kim olduğumuz dünkü tercihlerimizin sonucudur. Yarın kim olacağımız, bugünkü kararlarımızın sonucudur.
Zorluklar, bunalımlar hayatın bir parçasıdır. Bunları hepimiz biliriz. Onlarla yaşayamayız, ama onlarsız da kalamayız. “Acı veren şeyler öğretir.” demiştir Benjamin Franklin.
Hayatta başarılı olmanın temel koşullarından biri vizyona sahip olmaktır. Kendine göre bir hayali, fikirleri, yaratıcı yetenekleri ve yenilik getirici becerileri olanlar günlük yaşantıları içinde bu yeteneklerine uygun kanallar açabilenler başarıya ulaşırlar. Vizyonlarıyla yaratıcı olanlar başkalarını da bu yola çekerler. Vizyon, yaratıcı, farklı ve esinlendirici olmalıdır. Bir hayaliniz varsa fırsatlar ayağınıza gelir.
İletişim ve örnek olma vizyonu aktarmada çok önemli bir yere sahiptir. Aşağıda, vizyonu başkalarına daarkadaşlarına aktarabilecek basit ama güçlü stratejiler sıralanmıştır:

1. Vizyonumuz basit olmalıdır.
2. Temel ilkelere bağlı kalın.
3. Vizyonu başkalarının önünde tekrar edin.
4. Vizyonun önemini vurgulayın.
5. İnsanlara vizyona nasıl ulaşacağını gösterin.
6. İnsanların vizyona ulaşmasına yardım edin.
7. Ödül ve başarısızlığın sonuçlarını gösterin.
8. Küçük zaferleri kutlayın.
9. Takımın her üyesine, elde edilen başarıda payları olduğunu hissettirin.

Warren Bennis’e göre, büyük lider olmanın temel özellikleri şunlardır: Yol gösteren bir vizyon, tutku, bütünlük, güven, merak ve cesaret.
Dünyanın böyle bir liderler kuşağına ihtiyacı vardır. Sürekli başarı peşinde koşan öncülere, hayalleri olan ve bunlardan asla vazgeçmeyen hayalperestlere, işini tutkuyla ve dürüstlükle yapan, her koşulda öğrenmeye hazır, denemeye ve risk almaya gönüllü liderlere ihtiyaç vardır.
Bugün hangi felaket rüzgarıyla karşı karşıya olursanız olun, amacınızı bulmaya zaman ayırın ve bütün varlığınızla onu arayın. Hiçbir şey için durmayın. Değişmek gerekiyorsa değişin. Hayalinize odaklanın. Mükemmellik ruhuyla hareket edin; vasat kalmak sizin düşmanınızdır. Kendinizi cehennemden geçiyor gibi hissettiğinizde bile durmayın. Çünkü öbür tarafta kesinlikle çabanıza değecek ödüller vardır.

Fareler ve İnsanlar (John Steinbeck) (Roman - Kitap Özetleri)

Fareler ve İnsanlar (John Steinbeck) (Roman - Kitap Özetleri)

Yazarı: John Steinbeck
Tür: Roman

Özeti

Ünlü yazar John Steinbeck, Fareler ve İnsanlar adlı bu eseri ile 1962 yılında Nobel Edebiyat Ödülü kazanmıştır. Romanın kahramanları George ve Lennie çok yakın iki arkadaştır. İkiliden George ufak tefek fakat akıllı, işini bilen birisi iken arkadaşı Lennie, iriyarı cüssesine rağmen çocuksu ve saftır hatta biraz aptal bile denebilir. George ve Lennie çiftliklerde çalışarak yaşamlarını sürdürmektedirler. Karakterleri çok zıt olsa da birbirlerine çok bağlıdırlar.

İki arkadaşın hayalî para biriktirerek kendilerine bir arazi ve ev almaktır. Özellikle Lennie, alacakları evde tavşan yetiştirmeyi düşlemektedir. George ve Lennie çalıştıkları çiftlikten, Lennie’nin çiftlik sahibinin kızının parlak ve yumuşak eteğine dokunması ve bırakmaması üzerine kızın bağırması nedeniyle çıkan olaylar nedeniyle kaçmak zorunda kalmışlardır. Lennie’nin yumuşak şeylere karşı zaafı vardır. Fakat iri yarı ve güçlü olması nedeniyle, bazen okşadığı yumuşak şeyleri yanlışlıkla öldürebilmektedir. Soledad kasabasındaki bir çiftlik için adam arandığını öğrenirler ve yola koyulurlar. Havanın kararmaya başlaması üzerine bir gölün kıyısında konaklarlar, geceyi burada geçirip sabah yola devam edeceklerdir. Bu sırada George, Lennie’nin elindeki bir şeyle ilgilendiğini görür, Lennie’nin elinde ölü bir fare vardır. George Lennie’ye fareyi atmasını söyler, Lennie atmayınca da elinden alır ve atar. George, para biriktirip bir ev alınca kendisine hayvanlar alacağını söyleyerek Lennie’yi teselli eder. Sabah olunca yola koyulurlar. George yolculuk boyunca Lennie’yi çiftlikte hiçbir olaya karışmaması yönünde uyarır.

Çiftliğe ulaştıklarında patronla tanışırlar ve kalacakları yeri görürler. Patronun Curley adında bir oğlu vardır. Ufak tefek bir adam olan ve bu nedenle iri yarı insanlardan pek hoşlanmayan Curley, Lennie’yi gözüne kestirir. Lennie ile kavga etmek için fırsat kollayan Curley, bulduğu ilk fırsatta Lennie’yi sıkıştırır fakat Lennie adamın elini kırar. Curley’in karısı ise çiftlikteki herkesle kırıştıran bir kadındır ve şimdi de George ile Lennie’yi gözüne kestirmiştir. George, kadının başlarına iş açmasından korkar ve Lennie’yi uyarır.

Çiftlikteki çalışanların en büyük eğlencesi nal oyunu oynamaktır. Yine bir akşam nal oyunu oynanırken Lennie ise ahırda, çiftlikle çalışan Slim’in kendisine verdiği yavru köpeği sevmektedir. Fakat Lennie fareyi severken yanlışlıkla öldürdüğü gibi köpeği de öldürür. Bu sırada içeri giren Curley’in karısı durumu fark eder ve bu fırsattan yararlanarak Lennie ile sohbet etmeye başlar. Kadın, Lennie’nin saçlarını okşamasına izin verir. Fakat Lennie, kadının saçlarını sert bir biçimde okşamaya başlayınca kadın bırakmasını ister. Ancak Lennie bırakmaz ve okşamaya devam eder. Bunun üzerine kadın çığlık atmaya başlar. Panikleyen Lennie korkar ve kadının ağzını kapatır. Nefessiz kalan kadın bir süre sonra bacaklarının arasına yığılır kalır.

George ve Lennie çiftliğe gelmeden önce, kötü bir olay meydana geldiğinde buluşmak üzere bir yer belirlemişlerdir. Kadını istemeyerek de olsa öldüren Lennie, daha önce kararlaştırdıkları çalılığa gider ve saklanır. Kısa süre içinde Curley’in karısının cesedi bulunmuştur. Cinayetin ortalarda görünmeyen Lennie tarafından işlendiği çok geçmeden anlaşılır. Curley ve çiftlik çalışanları silahlarını alırlar ve Lennie’yi aramaya başlarlar. Ne yapacağını şaşıran George ise önce kaldıkları barakaya gider, bir silah alır ve herkesten önce Lennie’yi bulmak için doğruca çalılıklara gider. Lennie de panik içinde George’un gelmesini beklemektedir. George Lennie’nin yanına oturur ve konuşmaya başlarlar. Lennie, alacakları evi ve hayvanları hayal etmektedir. Bu sırada George Lennie’yi ensesinden vurarak öldürür. Curley ve çiftlik çalışanlarının Lennie’yi öldürmeden bırakmayacaklarını ve buna dayanamayacağını düşünerek arkadaşını kendi elleriyle öldürmüştür. Silah sesini duyanlar olay yerine vardıklarında gördükleri karşısında şaşırırlar ve George’u teselli etmeye çalışırlar ve çiftliğe doğru yürürler.

Başıma Dağlar Düştü (Osman Çeviksoy) (Roman - Kitap Özeti)

Başıma Dağlar Düştü (Osman Çeviksoy) (Roman - Kitap Özeti)

Yazarı: Osman Çeviksoy
Tür: Roman

Özeti

Yazar Osman Çeviksoy tarafından kaleme alınan romanın kahramanı Karabey, askerlik görevini tamamlayarak köyüne dönen, kara yağız, çalışkan ve gözünü tehlikeden sakınmayan bir delikanlıdır. Köyde Kara Hasanlar adıyla anılan Karabey’in ailesi, bir tarla meselesi nedeniyle Balcılar ile kan davalıdır. Kara Hasanlar ile Balcılar, aralarındaki tarla sorunu nedeniyle mahkemelik olmuşlar ve mahkeme tarlayı Karabey’in ailesine vermiştir. Balcılar Karabey’in amcasını öldürmüşler, Kara Hasanlar ise davayı sürdürmemişlerdir. Fakat aralarındaki kan davası henüz bitmemiştir.

Karabey’in bir ağabeyi ailesi birlikte şehirde yaşamaktadır. Diğer ağabeyi ise, çocuklarını ve eşini köyde bırakarak Almanya’ya çalışmaya gitmiştir. Ailenin hem tarla, bahçe işleri hem de kan davası sorunu Karabey’in üzerine kalmıştır. Karabey’in köyde bir de Şerife adında sevdiği vardır.

Bir gün tarladaki işlerini bitiren Karabey eve döner ve annesinin kolu sargılı olarak yattığını görür. Annesi, babasının sinirli bir anında kürek ile vurduğunu ve kolunun kırıldığını söyler. Sabah kahveye giden Karabey hışımla eve gelir. Annesinin kolunu Balcılar’dan birinin kırdığını öğrenmiştir. Ağabeyinin tabancasını alır ve Balcılar’ın tarlasına gider. O sırada tarlada yemek yemekte olan altı kişiyi vurur. Eve gelen Karabey, evdeki herkesi bir traktöre bindirir ve şehire doğru yol alır. Şehire vardıklarında traktörden iner ve babasına bırakır. Babası teslim olmasını ister fakat Karabey dağlara çıkacaktır. İki üç gün boyunca dağlarda ve ormanda aç ve yarı baygın dolaşır. Büyük pişmanlık duymaktadır, babasını, anasını ve Şerife’yi düşünür. Tüm yaşananların bir rüya olmasını ister. Dere boyunca ilerlerken bir adam görür. Bu Kuyucu Mestan’dır. Kuyucu Mestan bir eşkiyadır ve yıllardır dağlarda yaşamaktadır. Adeta tek kişilik bir çete olan Kuyucu cinayet, hırsızlık, gasp, tecavüz gibi bir çok suçtan aranmaktadır. Karabey oradan gizlice uzaklaşır ve küçük bir dağ köyüne gelir.

Babasının askerlik arkadaşı Seyit Ali Çavuş bu köyde yaşamaktadır. Karabey onun evine gider, Seyit Ali Çavuş onu çok iyi karşılar ve ağırlar. Ara sıra şehire giden Seyit Ali Çavuş ailesinden haberler getirir. Karabey sabahın erken saatlerinde dağa çıkıyor, akşam karanlıkta eve dönüyordu. Bir gün Almanya’dan ağabeyi Karabey’i görmeye gelir. Karabey’e, yeni bir hükümet kurulmak üzere olduğunu ve bu hükümetin de genel af çıkarmayı planladığını söyler. Karabey duydukları karşısında biraz rahatlar, ağabeyinin verdiği radyoyu dinleyerek vakit geçirir. Seyit Ali Çavuş ve ailesi Karabey’le çok iyi ilgilenmektedirler. Fakat Şerife hiç aklından çıkmamaktadır.

Karabey günlerini bu şekilde geçirirken bir gün Seyit Ali Çavuş’un torunu Munise bir not getirir. Kağıtta kim olduğu belli olmayan birisinin kendisiyle görüşmek istediği yazmaktadır. Karabey tedbir olarak evdeki kadın kıyafetlerinden birini giyer ve yüzünü peçe ile kapatır. Buluşma yerine vardığında karşısında Kuyucu Mestan’ı görür. Kuyucu Mestan Karabey’e ortaklık teklif eder. Karabey bu teklif karşısında şaşırır. Herkesin korktuğu Kuyucu kendisine ortaklık teklif ediyordu. Kuyucu artık yaşlandığını ve yerine birini yetiştirmek istediğini, eğer teklifini kabul etmezse ailesine zarar vereceğini söyler. Ertesi gün cevabını almak üzere Karabey’in yanından ayrılır. Karabey, Kuyucu’nun kendisini vurmak gibi bir niyetinin olmadığını düşünür, üstelik teklifi kabul etmekten başka çaresi de yoktur. Ertesi gün buluşma yerine gider, Kuyucu kendisini beklemektedir. Birlikte Kuyucu’nun saklandığı yere giderler. Burası bir ev gibidir ve lazım olabilecek her şey vardır. Kuyucu Karabey’e hayatını, nasıl eşkıya olduğunu ve tecrübelerini anlatır. Kuyucu’nun yanından ayrılan Karabey köye döner. Ertesi gün erkenden kalkar ve Seyit Ali Çavuş ve ailesi ile vedalaşır. Yol boyunca geçmişini, ailesini ve Şerife’yi düşünür. Kuyucu ile buluşacakları yere geldiğinde bir adam görür. Bu adam oğulları ve kızlarını öldürdüğü Balcılar’dan Mustafa’dır. Tam silahına el atacakken arkadan iki el silah sesi duyulur ve Karabey yere yığılır. Karabey’e ateş eden Kuyucu Mestan’dır. Balcılar Kuyucu Mestan’ı, Karabey’i gözlerinin önünde öldürmesi için para karşılığı tutmuşlar ve Kuyucu da böyle bir tuzak hazırlamıştır. Karabey arkasında ailesini, Şerife’yi ve hayallerini bırakarak gözlerini yummuştur artık.

Aklı Bir Karış Havada (Susanna Tamaro) (Roman - Kitap Özeti)

Aklı Bir Karış Havada (Susanna Tamaro) (Roman - Kitap Özeti)

Yazarı: Susanna Tamaro
Tür: Roman

Özeti

İtalyan Edebiyatı’nın önemli isimlerinden Susanna Tamaro tarafından kaleme alınan romanın kahramanı 12 yaşındaki Ruben’dir. Küçük yaşta anne ve babasını kaybeden ve geniş bir hayal dünyasına sahip olan Ruben, büyükannesi tarafından büyütülmektedir. Ruben bir gün bahçede cirit ile oynarken cirit yanlışlıkla, eğitimini üstlenen Oskar’a saplanır. Öğretmeninin öldüğünü düşünen Ruben evden kaçar ve böylece Ruben için yeni bir hayat başlar. Bu yeni hayatta Ruben’i aksiliklerle dolu bir serüven beklemektedir.

Bir trene binerek kaçmaya başlayan Ruben’in amacı, bütün mirasını kendisine bırakan Amerika’daki büyük amcasının yanına gitmektir. Başkente giden trende Spartaco adında bir askerle tanışır. Spartaco’nun teklifiyle elbiselerini değişirler. Trende biri yaşlı, diğeri kör iki kadınla karşılaşır ve onlara yardımcı olur fakat yolculuk boyunca kadınlardan kurtulamaz. Tren gece yarısı başkente ulaşır. Ruben yaşlı kadın ile birlikte kadının evine gider ve uzun süre burada kalır. Kör kadını her gün gezintiye çıkaran Ruben, bir süre burada para biriktirip daha sonra da kaçmayı planlıyordu. Nihayet bir gün kaçar ve bir kamyona atlar fakat parasını yanına alamamıştır. Kamyonun şoförü trende tanıştığı Spartaco çıkar. Ruben başından geçenleri ona anlatır. Spataco Ruben’e, bir film ekibinin dublör aradığını, dublör olmayı kabul ederse çok iyi para kazanabileceğini ve Amerika’ya gidebileceğini söyler. Ruben teklifi kabul eder ve dublörlük için antrenman yapmaya başlarlar. Bir süre sonra paraları biter. Ruben, Spartaco ile birlikte yaşlı kadının evinde kalan parasını almak için eve gider ve Spartaco evden parayı alır. Spartaco paranın kendisinde kalmasının daha iyi olacağını söyler, Ruben de bunu kabul eder.

Dublör olabilmek için yaptıkları antremanlar nihayet sona erer ve Spartaco son kez bir test yapmaları gerektiğini söyler. Bunun üzerine bir akşam vakti Ruben bir binaya çıkar, Spartaco işaret verdiğinde harekete geçecektir. Fakat Spartaco paralarla birlikte ortadan kaybolur. İşaretin geldiğini sanan Ruben koşmaya başlayınca binadan aşağıya düşer. Ayıldığında yanı başında Baron Aurelio adında birisi vardır. Baron Aurelio, Ruben’in üzerindeki asker kıyafetlerinden onun bir kânun kaçağı olduğunu düşünür. Ruben’e, evde kalarak kendisine uşaklık yapması durumunda ele vermeyeceğini söyler. Baron Ruben’i sevgilisi Domitilla ile tanıştırır. Domitilla bir kahindir ve Ruben onun gizli güçleri olduğunu düşünerek kadından korkar. Artık Ruben, Baron ve sevgilisinin evinde yaşamaya ve onlara uşaklık yapmaya başlamıştır. Hem burada biraz para biriktirmek hem de Domitilla’dan korkusundan dolayı kaçmayı düşünmez. Fakat işler hiç de düşündüğü gibi gitmez. Baron’un evinde yaklaşık üç ay geçiren ve hiç para alamayan Ruben, Baron’un yatak odasındaki çekmecede bulunan parayı alarak kaçmayı planlar. Fakat kaçmayı düşündüğü günden bir gün önce Baron’un kendisine tecavüze kalkışmasıyla parayı alamadan evden kaçar.

Baron’un elinden kurtulan Ruben bir otobüse biner ve son durakta iner. Dinlenmek amacıyla boş sandığı bir villanın bahçesine sığınır. Villadan çıkan Bayan Margy adındaki yaşlı kadın, Ruben’i beklediği bahçıvan sanarak eve alır. Ruben kadından iş karşılığında Amerika için bir uçak bileti ister. Yaşlı kadın evi Ruben’e emanet ederek evden ayrılır ve bir seyahate çıkar. Ruben aylarca hiç bilmediği bahçıvanlık işiyle uğraşır. Bir gün bahçeye arızalanan küçük bir uçak iner. Uçağın pilotu Arturo arkeo-piottur ve sesler üzerine ilginç bir araştırma yapmaktadır. Arturo ve Ruben geceyi birlikte konuşarak geçirirler. Arturo’nun anlattıkları Ruben’in hayli ilgisini çeker. Ertesi gün uyandığında Arturo’nun uçağıyla gittiğini görür. Arturo’nun tekrar bahçeye inebilmesi için bahçeyi küçük bir uçak pistine dönüştürür. Fakat ev sahibinin aniden çıkıp gelmesiyle evi terk eder. Limana giden Ruben bir gemiye biner ve artık onun için yeni bir serüven başlar. Gemide önce bulaşıkçılık daha sonra barmenlik yapar. Fakat talihsiz olaylar bir türlü peşini bırakmaz. Gemi dev bir dalgaya yakalanır ve kaptanın ustalığı sayesinde bir ada limanına sığınır. Ruben sahilde dinlenirken gemi limandan ayrılır ve Ruben adada kalır. Fakat birden adaya bir uçak iner. Bu Arturo’dur ve Amerika’ya gitmektedir. Arturo, Ruben’i yanına alır ve birlikte Amerika’ya doğru yola çıkarlar. Ruben artık okyanus üzerinde gitmek istediği yere doğru yol almaktadır.

Git Kendini Çok Sevdirmeden (Tuna Kiremitçi) (Roman - Kitap Özeti)

Git Kendini Çok Sevdirmeden (Tuna Kiremitçi) (Roman - Kitap Özeti)

Yazarı: Tuna Kiremitçi
Tür: Roman

Özeti

Türk Edebiyatının genç kuşak yazarlarından Tuna Kiremitçi kitaplarıyla her zaman çok satanlar listesinde yer almıştır. Git Kendini Çok Sevdirmeden adlı romanında Kiremitçi, bir kadının yaşamından iki farklı kesit sunmaktadır. Romanın kahramanı Arda Akad 40 yaşlarında, bir diş doktoru ile evli, çocuk sahibi ve İstanbul’da yaşayan bir kadındır. Bir trafik kazasında oğlunu kaybeden Arda, Eskişehir’deki annesinin yanına, doğduğu ve büyüdüğü eve gelir. Arda annesinin evinde çocukluk ve gençlik dönemlerini hatırlar. Arda’nın geçmişi ile ilgili hikâye on yedi yaşındaki dönemi ile başlamaktadır.

Arda’nın İstanbul’daki bir kolejde yatılı okuyan, Fırat adında bir erkek kardeşi vardır. İçine kapanık bir genç olan Fırat’ın bir sıkıntısı vardır. Fırat’ın sorunu kendisinden hamile kalan kız arkadaşıdır. İki kardeş soruna çözüm bulabilmek için aileye tatile çıkacaklarını söyler. Böylece hem para alabilecekler hem de İstanbul’a gidebileceklerdir. Amaçları İstanbul’da bir doktor bularak çocuğu aldırmaktır. İstanbul’da Fırat’ın arkadaşı Ertuğrul’un evinde kalırlar. Fırat sorunun çözümü için uğraşırken Arda da İstanbul’u dolaşmaktadır. Bu gezintiler esnasında eski arkadaşı Şule ile karşılaşır.

Fırat’ın kız arkadaşı çocuğu aldırıp yurt dışına gitmek istemektedir. Bu durum Fırat’ın canını sıkar, Arda ise kızdan şüphelenmeye başlar. Ertuğrul’dan kızın adresini alır ve Şule ile birlikte kızın evine giderler. Kızı sorguya çeken Arda, kardeşi Fırat’ın kullanıldığını anlar. İstanbul’da kaldıkları süre içerisinde Arda ile Ertuğrul arasında bir yakınlaşma olur. İkisi de birbirinden hoşlanır, fakat durumun farkında değillerdir. Arda ve Fırat Eskişehir’e dönerler.

Arda daha sonra Ali adlı bir diş doktoru ile evlenir ve bu evlilikten bir çocuğu olur. Fakat bir trafik kazasında çocuğunu kaybeder. Sıkıntılarından kurtulmak için de annesinin yanına, Eskişehir’e gelir. İstanbul’a dönmek için hazırlık yaparken Ertuğrul’dan bir haber alır, Ertuğrul kendisiyle görüşmek istemektedir. Arda, Ertuğrul’un görüşme isteğini kabul eder. Bunun üzerine Ertuğrul Eskişehir’e gelir ve bir otele yerleşir. Ertuğrul’un Kanada’lı bir kadından Dünya isimli bir kızı vardır. Ertuğrul, annesini trafik kazasında kaybeden kızının daha iyi yetişmesi ve eğitim görmesi amacıyla Arda’ya vermek istemektedir. Arda bu teklifi kabul eder ve İstanbul’a doğru hareket ederler. Ertuğrul ve Arda’nın annesi hüzünlü gözlerle onları uğurlar.

Yirmibirinci Yüzyıl Başlarında Balkanlar ve Türkiye (Özer Sükan) (Kitap Özeti)

Yirmibirinci Yüzyıl Başlarında Balkanlar ve Türkiye (Özer Sükan) (Kitap Özeti)

Yazar:
Özer Sükan
Tür: Tarih

Özeti

Özer Sükan tarafından kaleme alınan kitapta Balkanlar, 1900’lü yıllardan başlayarak tarih ve sosyal bilim çerçevesinde ve kronolojik bir sırayla ele alınmaktadır. Kitap üç ana bölümden oluşmaktadır.

Birinci bölümde anlatılanlar ana başlıklar haline şöyledir: Balkanların genel görünümü ile bilgiler, coğrafi ve jeopolitik özellikleri, Balkanların yüzyıllar boyunca göçlerde konaklama yeri olarak kullanılması, çok sayıda istilalara maruz kalması, fiziki ve siyasi sınırları çizilerek sosyo-kültürel yapısı, fetihler, toprakların kaybedilmesi ve bu kayıpların nedenini oluşturan savaşların 1699 Karlofça Antlaşmasına kadar sürerek yenilgiyle sonuçlanması, Birinci Dünya Savaşı Sonrasındaki Osmanlı İmparatorluğu ile Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun durumları.

İkinci bölümde; Avrupa’nın çehresini değiştiren güçler dengesinin yeniden düzenlenmesi ile Balkan ülkelerinin mücadele etmek mecburiyetinde kaldıkları siyasal, kültür, milli ve bölgesel bütünleşme, azınlık, ekonomik sıkıntılar, istikrarsız hükümetler gibi sorunlar, Birinci Dünya Savaşından sonra Avrupa devletlerindeki değişiklikler ve politikalar, Balkanlardaki savaşlar, Almanya’nın yayılmacılık politikası, 1923-1939 yılları arasında Türkiye’nin uğraştığı Musul Meselesi, Fransa ile Osmanlı borçları, Türkiye’deki Fransız misyoner okulları ve Antakya gibi sorunlar, İkinci Dünya Savaşında Türkiye’nin de savaşta yer alması için yapılan baskılar ve Türkiye’nin aldığı tedbirler ile savaş sonrası Balkanların durumu ve Demir Perde’nin oluşumu konuları ele alınmaktadır.

Üçüncü bölümde ise; Balkanlar’da barışı sağlamak için başlatılan girişimler içinde Türkiye’nin rolü ve yapılan önemli antlaşmalar, iki dünya savaşından arta kalan büyük kayıplar, bu savaşlardan devletlerin aldıkları dersler sonucunda savaşları önleyecek milletlerarası örgütlenmeleri esas almaları, askeri düzenlemelere paralel olarak oluşturulan ekonomik işbirliğinin kurumlarından bazıları özet olarak ele alınmıştır.

Sonuç bölümünde; kurulmakta olan siyasi ve ekonomik örgütlenmelerde Türkiye’nin yeri ile bu örgütlerden en önemlilerinden birisi olan ve güncel olarak dünya ve Avrupa’nın gündeminde sürekli olarak yer alan Türkiye - Avrupa Birliği ilişkilerine yer verilmektedir.

Balkan Diplomasisi (Ömer Engin Lütem, Birgül Demirtaş) (Kitap Özeti)

Balkan Diplomasisi (Ömer Engin Lütem, Birgül Demirtaş) (Kitap Özeti)

Yazarlar: Ömer Engin Lütem, Birgül Demirtaş
Tür: Siyasi

Özeti

1989 yılından 1999 yılına kadar geçen on yıllık sürede Balkanlar’da büyük çalkantılar ve değişimler yaşanmıştır. Siyasi alanda istikrar gösterdikleri varsayılan ülkeler bile ekonomik alanda ciddi sorunlarla karşılaşmışlardır. 10 yıllık bu süre içerisinde Balkan ülkelerinin tamamı değişim yoluna girmişlerdir. Bu değişim kimi devletler için oldukça hızlı, bazıları için sancılı ve hatta kanlı olmuştur. Bazıları genel eğilimi izlemişler, bir kısmı ise uzun süre direnerek bu değişim yoluna girmişlerdir. Balkan Diplomasisi adlı bu kitap, ASAM Balkan Araştırmaları Dizisi’nin üçüncü kitabıdır. Kitapta son on yılda Balkan ülkeleri diplomasilerine toplu halde bakılmış ve de değişim - dönüşüm yılları Balkanlar açısından özetlenmiştir. Kitapta tüm Balkan ülkelerinin dış politikaları ayrı ayrı ele alındığı gibi, dünya üzerindeki üç önemli küresel gücün - ABD, Rusya Federasyonu ve Avrupa Birliği - Balkanlar üzerine izledikleri siyasetlerine de yer verilmiştir. Kitapta yer alan makaleler ana başlıklar halinde şunlardır:

1. Türk Dış Politikasında Balkanlar
2. Yunanistan’ın Dış Politikası ve Balkanlar (1990-2000)
3. Arnavutluk’un Dış Politikası ve Balkanlar’da Arnavut Sorunu
4. Kosova Arnavutlarının Milliyetçiliği
5. Miloseviç Dönemi Yugoslav Dış Siyaseti: Başarısız Bir Mirasyedilik Olayı
6. Kuruluşundan Günümüze Makedonya Cumhuriyetinin Dış Politikası ve Balkan Ülkeleriyle İlişkileri (1991-2000)
7. Bosna-Hersek’in 10 Yıllık Dış Politika Tecrübesi
8. Tarihi Süreç İçerisinde Hırvatistan Dış Politikası
9. Soğuk Savaş Sonrası Dönemde Bulgaristan’ın Dış Politikası (1989-2000)
10. Soğuk Savaş’tan Günümüze Romanya Diplomasisi
11. Rusya’nın Balkan Politikası ve Balkanlar’daki Gelişmelerin Rus Siyasetine Etkileri (1991-2000)
12. Bosna Örneğinde ABD’nin Balkan Siyasetini Anlamak
13. Avrupa Birliği’nin Balkan Politikası: Çelişkiler İçinde Bir Yanılsama?
Günümüzde ve yakın geçmişteki Balkan dış politika gelişmelerini toplu bir şekilde bizlere sunan “Balkan Diplomasisi”, Emekli Büyükelçi Ömer Engin Lütem ve Birgül Demirtaş tarafından hazırlanmıştır.

Saatler (Michael Cunningham) (Roman - Kitap Özeti)

Saatler (Michael Cunningham) (Roman - Kitap Özeti)


Yazarı:
Michael Cunningham
Türü: Roman, Amerikan Dili Edebiyatı

Özeti

Amerikalı ünlü yazar Michael Cunningham “Saatler” adlı bu romanı ile 1999 yılında, Amerika’nın en önemli iki edebiyat ödülünü kazanma başarısını göstermiştir.

Cunnigham Saatler adlı bu eseri ile, 1941 yılında intihar eden Virginia Woolf’un yaşamına ve ölümüne de göndermeler yapmaktadır. Kitap, Virginia Woolf’un hayatından ve onun Bayan Dalloway adlı ünlü romanından beslenmektedir. Saatler’de, üç kadının hayatları üç ayrı zaman diliminde, ama üç koşut anlatımda sunulmaktadır. Bu kadınlar; Virginia Woolf, New York’lu editör Clarissa Vaughan ve Kaliforniyalı bir ev kadını olan Laura Brown’dır. Birbirinden bağımsız görünen ama göndermelerle, benzeşmelerle ve ortak kahramanlarla hem birbirinin içine yansıyan, hem de Bayan Dalloway romanına bağlanan öyküler, toplumun koyduğu kurallara yüreklice karşı koyan, aşk ve dostluk, umut ve umarsızlık, başarı ve başarısızlık kıskacında sıkışıp kalan insanların yaşamlarından çarpıcı kesitleri anlatırken, varoluşumuzun nedenlerini de sorguluyor. İntihar isteği ile kadın ve erkek eşcinselliği, roman boyunca varlığını sürdürürken, Michael Cunningham, az bulunur bir ustalık ve yaratıcılıkla, iki kadının yaşamını Virginia Woolf’un yaşamına düğümlüyor, beklenmedik ve hüzünlü bir çözümde birleştiriyor. Berrak, güçlü ve şaşırtıcı derecede şiirsel bir anlatımla işlenen Saatler’de, bu üç kadının iç dünyalarının en kuytu köşelerine kadar erkek yazarlarda pek rastlanmayan bir başarıyla sokulan Michael Cunningham, tutku dolu, derinlikli ve çok etkileyici bir roman, bir başyapıt yaratmış. Roman sinemaya da uyarlanmış ve büyük bir başarı kazanmıştır.

Yazar Michael Cunningham Hakkında Bilgi

25 Sayfa: [1] 2 3 4 » ... Son Sayfa »