Ulusal Eğitimin Atatürkçü İlkeleri
Amaçları, ilkeleri ve sınırları belli bir düşünce ve eylem dizgesi olan Atatürkçülük günümüz
Türkiye’sinde karşıt düşünce ve eylem dizgelerini de kapsamına almış görünüyor. Bunun
nedeni Atatürkçü dizgenin yeni bir atılımla çevresini genişletmesi değil, içinde bulunduğumuz
ortamda karşıtlarının Atatürkçü görüntüyü de paylaşmayı çıkarlarına daha uygun
bulmalarıdır. Sonuç olarak, herkesin Atatürkçü göründüğü bir düzeyde bulunuyoruz.
Birbiriyle çelişen Atatüklerin yaratıldığı böyle bir ortamda gerçek Atatürk’ü, eylemlerine de
kaynaklık etmiş olan düşüncelerinde aramak en çıkar yoldur. Atatürkçü görüş açısından ulusal
eğitim ilkelerini saptayabilmek için 1921-1938 yıllarında yaptığı konuşmalar bu nedenle
zaman sırası içinde ele alınmıştır. Ulusal eğitimin Atatürkçü ilkeleri bu düşüncelerden çıkarılacaktır.
1. Atatürk’ün ulusal eğitimle ilgili buyrukları ve görüşleri
İki yapıta dayanarak (*) derleyip düzenlediğimiz bu buyruk ve görüşler şöyle bir tabloyu
ortaya koymaktadır:
1921. ”Şimdiye kadar takip olunan tahsil ve terbiye usullerinin milletimizin tarih-i
tedeniyyatında en mühim bir âmil olduğu kanaatindeyim. Onun için bir milli terbiye
programından bahsederken, eski devrin hurafatından ve evsaf-ı fıtriyemizle hiç de münasebeti
olmayan yabancı fikirlerden, şarktan ve garptan gelebilen bilcümle tesirlerden tamamen uzak,
seciye-i milliye ve tarihimizle mütenasip bir kültür kastediyorum. Çünkü dehayı milletimizin
inkişaf-ı tammı ancak böyle bir kültür ile temin olunabilir.”
”Silahla olduğu gibi dimağı ile de mücadele mecburiyetinde olan milletimizin birincisinde
gösterdiği kudreti ikincisinde de göstereceğine asla şüphem yoktur. Milletimizin saf seciyesi
istidat ile malidir. Ancak bu tabii istidadı bilecek usullerle mücehhez vatandaşlar lazımdır.”
1922. ”… bizim takibe mecbur olduğumuz maarif siyasetimizin hututu esasiyesi şöyle
olmalıdır: Demiştim ki bu memleketin sahibi aslisi ve heyeti içtimaiyemizin unsuru esasisi
köylüdür. İşte bu köylüdür ki, bugüne kadar nuru maariften mahrum bırakılmıştır.
Binaenaleyh, bizim takip edeceğimiz maarif siyasetinin temeli, evvela, mevcut cehli izale
etmektir. Teferruata girmekten içtinaben bu fikrimi birkaç kelime ile tavzih etmek için
diyebilirim ki, alelitlâk umum köylüye okumak, yazmak ve vatanını, milletini, dünyasını
tanıtacak kadar coğrafi, tarihi ve ahlaki malumat vermek ve amali erbaayı öğretmek maarif
programımızın ilk hedefidir.”
”Bir taraftan izalei cehle uğraşırken bir taraftan da memleket evladını hayatı içtimaiye ve
iktisadiyede fiilen müessir ve müsmir kılabilmek için elzem olan iptidai malumatı ameli bir
tarzda vermek usulü maarifimizin esasını teşkil etmelidir.”
”İlim ve fen teşebbüsatının merkezi faaliyeti ise mekteptir… Mektep namını hep beraber
hürmetle tazimle zikredelim. Mektep, genç dimağlara insanlığa hürmeti, millet ve memlekete
muhabbeti, şeref-i istiklali öğretir. İstiklal tehlikeye düştüğü zaman, onu kurtarmak için takibi
muvafık olan en salim yolu belletir.”
”Milletimizin siyasi, içtimai hayatında milletimizin fikri terbiyesinde de rehberimiz ilim ve
fen olacaktır. Mektep sayesinde, mektebin vereceği ilim ve fen sayesindedir ki Türk milleti,
Türk sanatı, iktisadiyatı, Türk şiir ve edebiyatı bütün bedayiile inkişaf eder.”
”Maarif işlerinde behemehal muzaffer olmak lazımdır. Bir milletin halas-ı hakikisi ancak bu
suretle olur. Bu zaferin temini için hepimizin yek can ve yek fikir olarak esaslı bir program
üzerinde çalışması lazımdır. Bence bu programın esaslı noktaları ikidir:
1. Hayatı içtimaiyemizin ihtiyacına tetabuk etmesi,
2. İcabatı asriyeye tevafuk etmesidir.
Gözlerimizi kapayıp mücerret yaşadığımızı farzedemeyiz. Memleketimizi bir çember içine
alıp cihan ile alakasız yaşayamayız. Bilakis müterakki, mütemeddin bir millet olarak
medeniyet sahasının üzerinde yaşayacağız. Bu hayat ancak ilim ve fen ile olur. İlim ve fen
nerede ise oradan alacağız ve her ferdi milletin kafasına koyacağız: İlim ve fen için kayıt ve
şart yoktur.”
”… her şeyden evvel cehli izale etmek lazımdır. Binaenaleyh maarif programımızın, maarif
siyasetimizin temel taşı, cehlin izalesidir. Bu izale edilmedikçe yerimizdeyiz. Yerinde duran
bir şey ise geriye gidiyor demektir.”
”Hanımlar, Beyler!
Ordularımızın ihraz ettiği zafer, sizin ve sizin ordularınızın zaferi için yalnız zemin hazırladı.
Hakiki zaferi siz ihraz ve idame edeceksiniz ve behemehal muzaffer olacaksınız.”
”Hiçbir delil-i mantıkıye istinat etmeyen birtakım ananelerin, akidelerin muhafazasında ısrar
eden milletlerin terakkisi çok güç olur; belki de hiç olmaz.”
”Efendiler, yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu ne olursa
olsun en evvel ve her şeyden evvel Türkiye’nin istiklaline , kendi benliğine, ananat-ı
milliyesine düşman olan bütün anasırla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir.”
”Hükümetin en feyizli ve en mühim vazifesi maarif umurudur. Bu umurda muvaffak
olabilmek için öyle bir program takip etmeye mecburuz ki o program milletimizin bugünkü
haliyle, içtimai, hayati ihtiyacıyla, muhitin şeraitiyle ve asrın icabatıyla tamamen mütenasip
ve mütevafık olsun. Bunun için muazzam ve fakat hayali ve muğlak mütalaalardan tamamen
tecerrüt ederek hakikate nazar-ı nafizle bakmak ve el ile temas eylemek, lazımdır.”
1923. ”Efendiler!
Terbiye ve tedriste tatbik edilecek usul, malumatı insan için fazla bir süs, bir vasıtai tahakküm
yahut medeni bir zevkten ziyade maddi hayatta muvaffak olmayı temin eden mali ve kabili
istimal bir cihaz haline getirmektir.”
”(Devlet Kitabı) namı altında, meccani olarak neşredilecek ameli ve basit ifadeli eserlerle
halkımıza hakayik-i hayatiyeyi öğretmek, çok faydalı bir usul olarak şayan-ı tavsiyedir.”
1924. ”Cumhuriyet fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek seciyeli muhafızlar
ister. Yeni nesli bu evsaf ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir.”
”Muallimler!
Erkek ve kız çocuklarımızın, aynı suretle bütün tahsil derecelerindeki talim ve terbiyelerinin
ameli olması mühimdir. Memleket evladı, her tahsil derecesinde iktisadi hayatta âmil, müessir
ve muvaffak olacak surette teçhiz olunmalıdır. Milli ahlakımız, medeni esaslarla ve hür
fikirlerle tenmiye ve takviye olunmalıdır.”
”Sizin muvaffakiyetiniz, Cumhuriyetin muvaffakiyeti olacaktır… Hiçbir zaman hatırlarınızdan
çıkmasın ki, Cumhuriyet sizden (fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür) nesiller ister.”
”Terbiyedir ki, bir milleti ya hür, müstakil, şanlı, âli bir heyet-i içtimaiye halinde yaşatır veya
bir milleti esaret ve sefalete terk eder.”
… Ben burada yalnız Türk Cumhuriyeti’nin yeni nesle vereceği terbiyenin milli terbiye
olduğunu kat’iyetle ifade ettikten sonra… işaret ettiğim manayı kısa bir misal ile izah
edeceğim.
Efendiler! Yeryüzünde üç yüz milyonu mütecaviz İslam vardır. Bunlar ana, baba, hoca
terbiyesiyle, terbiye ve ahlak almaktadırlar. fakat maalesef hakikat-ı hadise şudur ki, bütün bu
milyonlarca insan kitleleri şunun veya bunun esaret ve zillet zincirleri altındadır. Aldıkları
manevi terbiye, ahlak onlara bu esaret zincirlerini kırabilecek meziyet-i insaniyeyi
vermemiştir, vermiyor. Çünkü hedef-i terbiyeleri milli değildir.
… Milli terbiye esas olduktan sonra onun lisanını, usulünü, vasıtalarını da milli yapmak
zarureti gayr-ı kabil-i münakaşadır. Milli terbiye ile inkişaf ve ilâ edilmek istenilen genç
dimağları bir taraftan da paslandırıcı, uyuşturucu, hayali zevaitle doldurmaktan dikkatle
içtinap etmek lazımdır.”
1925. ”Dünyada her şey için, maddiyat için, maneviyat için, hayat için, muvaffakiyet için en
hakiki mürşit ilimdir, fendir; ilim ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir,
dalalettir. Yalnız, ilim ve fennin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının tekâmülünü idrak
etmek ve terakkiyatını zamanında takip eylemek şarttır.”
”Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak muallimlerdir. Muallimden, mürebbiden mahrum bir
millet henüz millet namını almak istidadını kesbetmemiştir. Ona alelade bir kitle denir, millet
denmez. Bir kitle millet olabilmek için mutlaka mürebbilere, muallimlere muhtaçtır. Onlardır
ki bir heyet-i içtimaiyeyi hakiki millet haline koyarlar.”
1927. “Uzun asırların uyuşturucu idare ve terbiyesinin, bir heyet-i içtimaiyeyi, bir günde bir
senede azâd edebileceğini tasavvur ve kabul etmek doğru değildir.”
1928. ”Yeni Türk harflerini çabuk öğrenmelidir. Her vatandaşa, kadına erkeğe, hamala,
sandalcıya öğretiniz. Bunu vatanperverlik ve milliyetperverlik vazifesi biliniz. Bu vazifeyi
yaparken düşününüz ki bir milletin, bir heyeti içtimaiyenin yüzde onu, yirmisi okuma yazma
bilir, yüzde sekseni doksanı bilmezse bu, ayıptır. Bundan insan olanlar utanmak lazımdır.
Bu millet utanmak için yaratılmış bir millet değildir; iftihar etmek için yaratılmış, tarihini
iftiharla doldurmuş bir millettir. Fakat milletin yüzde sekseni okuma yazma bilmiyorsa bu
hata bizde değildir; Türk’ün seciyesini anlamayarak kafasını bir takım zincirlerle
saranlardadır.”
”Maarif faaliyetimiz ilk tahsilin fiilen umumi ve mecburi olmasını, memlekette terbiye
birliğini, orta tahsilin iyi vesaitle teksif ve teshilini, meslek tahsilinin ilk ve orta derecesinden
en yüksek derecesine kadar memlekette teminini, yüksek tahsilin de adette olduğu kadar
kıymette de bu asrın ihtiyaçlarına kifayetini hedef tutmuştur.”
”Bizim ahenktar, zengin lisanımız yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir. Asırlardan beri
kafalarımızı demir çerçeve içinde bulundurarak, anlaşılmayan ve anlayamadığımız
işaretlerden kendimizi kurtarmak, bunu anlamak mecburiyetindeyiz.”
1929. ”Meclisinizin en büyük eseri olan Türk harfleri, memleketin umumi hayatına tamamen
tatbik olunmuştur. İlk müşkilat, milletin mefkûre kuvveti ve medeniyete olan muhabbeti
sayesinde kolaylıkla yenilmiştir. Millet mektepleri, normal tedrisat haricinde, kadın ve erkek,
yüz binlerce vatandaşımızın nurlanmasına hizmet etti. Bu mekteplerin, daha fazla bir gayret
ve şevk ile idame edilmesi lazımdır.
1932. “Türk dilinin, kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için, bütün
devlet teşkilatımızın, dikkatli, alâkalı olmasını isteriz.”
“Kültür işlerimiz üzerine, ulusça gönüllerimizin titrediğini bilirsiniz. Bu işlerin başında da
Türk tarihini, doğru temelleri üzerine kurmak; öz Türk diline, değeri olan genişliği vermek
için candan çalışılmakta olduğunu söylemeliyim. Bu çalışmaların göz kamaştırıcı verimler
vereceğine şimdiden inanabilirsiniz.”
1933. “Üniversite tesisine verdiğimiz ehemmiyeti beyan etmek isterim. Yarım tedbirlerin kısır
olduğuna şüphe yoktur. Bütün işlerimizde olduğu gibi maarifte ve kurulan üniversitede de
radikal tedbirlerle yürümek kat’i kararımızdır.”
1935. “Kültürel ve sosyal alanda başardığımız işler, Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal çehresini
keskin çizgileriyle, ortaya çıkarmıştır. Yeni harfleri, ulusal tarihi, öz dili, ar, ilimsel müzik ve
teknik kurumlarıyla kadını erkeği her hakta eşit, modern Türk sosyetesi bu son yılların
eseridir.”
1936. “İlk tahsilde hedefimiz bunun umumi olmasını bir an evvel tahakkuk ettirmektir. Bu
neticeye varmak, ancak fasılasız tedbir almakla ve onu metodik tatbikle mümkün olabilir.
Milletin başlıca bir işi olarak, bu mevzuda ısrar etmeyi lüzumlu görüyorum.”
1937. “Büyük davamız, en medeni ve en müreffeh millet olarak varlığımızı yükseltmektir. Bu,
yalnız kurumlarında değil, düşüncelerinde temelli bir inkılâp yapmış olan büyük Türk
milletinin dinamik idealidir. Bu ideali en kısa bir zamanda başarmak için, fikir ve hareketi,
beraber yürütmek mecburiyetindeyiz. Bu teşebbüste başarı, ancak türeli bir planda ve en
rasyonel tarzda çalışmakla mümkün olabilir. Bu sebeple, okuyup yazma bilmeyen tek
vatandaş bırakmamak, memleketin büyük kalkınma savaşının ve yeni çatısının istediği teknik
elemanları yetiştirmek, memleket davalarının ideolojisini anlayacak, anlatacak, nesilden
nesile yaşatacak fert ve kurumları yaratmak; işte bu önemli umdeleri en kısa zamanda temin
etmek, Kültür Vekâleti’nin üzerine aldığı, büyük ve ağır mecburiyetlerdir.”
1938. “Geçen sene tecrübelerinin ümit verici mahiyette olduğunu kaydettiğim eğitmen
okulları çok iyi neticeler vermiş ve eğitim kadrosuna bu yıl 1500 kişi daha ilave edilmiştir.
Önümüzdeki yıllar içinde bu miktarın artırılacağı şüphesizdir.
Dil kurumu en güzel ve feyizli bir iş olarak türlü ilimlere ait Türkçe terimleri tespit etmiş ve
bu suretle dilimiz yabancı dillerin tesirinden kurtulma yolunda esaslı adımını atmıştır. Bu yıl
okullarımızda tedrisatın Türkçe terimlerle yazılmış kitaplarla başlamış olmasını kültür
hayatımız için mühim bir hâdise olarak kaydetmek isterim.”
II. Ulusal eğitimin Atatürkçü ilkeleri
Atatürk’ün 1921-1938 döneminde çeşitli vesilelerle ortaya koyduğu ulusal eğitim üzerindeki
görüşlerinden Atatürkçü ulusal eğitim siyasetinin temel ilkelerini aydınlığa çıkarmak
mümkündür. Bu ilkeleri şöyle saptayabiliriz:
-Yabancı fikirlerden, Doğu’dan ve Batı’dan gelecek etkilerden arınmış bir ulusal eğitim programı,
-Yurt çocuklarının, bütün öğretim evrelerinde iktisadi hayatta yararlı ve etkili olacak biçimde donatılması,
-Cehaletin ortadan kaldırılması, yurttaşların tümünün okur-yazar duruma getirilmesi,
-Okulun eğitim ve öğretimde bir “merkez” olarak ele alınıp değerlendirilmesi,
-Bağımsızlığın korunmasında görevler yüklenmesi,
-Bilimin ve tekniğin, başka bir deyişle akılcı dünya görüşünün başlıca kılavuz olması,
Ulusal eğitimde başarının iki koşulu:
a) Toplumsal hayatın gereksinmelerine uygunluk,
b)Çağdaş gereklere bağlılık.
“Düşünce özgürlüğü” de diyebileceğimiz bilim ve teknik için belli, sınırlı bir kaynağın
kabul edilmemesi,
Türkiye’de gerçek zaferin ulusal eğitimle sağlanabileceği,
Bilginin insan için bir süs, bir buyurma aracı ya da uygar bir zevk yerine başarıya ulaşmada
işe yarar bir aygıt haline getirilmesi,
“Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” kuşaklar yetiştirilmesi,
Ulusları kurtaranların öğretmenler olduğu, öğretmenlerin başarısının “Cumhuriyet”in
başarısı sayılacağı,
Gerçek yol göstericinin bilim ve teknik olduğu,
Öğretim birliğinin, ilköğretimin genel ve zorunlu olması ilkesiyle birlikte temel araçlar
arasında sayılması,
“Millet Mektepleri”nin daha geniş ölçüde devam ettirilmesi,
Üniversitede ve ulusal eğitimde köklü tedbirlerle yürünülmesi,
Büyük kalkınma savaşının istediği teknik elemanların yetiştirilmesi,
“Eğitmen okulları” diye söz ettiği “Eğitmen Kursları”nın başarılarının arttırılması,
Türkçe terimlerle kitap yazılmasının önemi,
Türk ulusunun dinamik ülküsünün varlığımızı yükseltmek olduğu, bunun için de fikir ve
eylemi birlikte yürütme zorunluluğu.
Önemli olan, ulusal eğitimin Atatürkçü ilkelerinin saptanması değil bu ilkelerin ulusal
eğitimimizde ne ölçüde uygulama olanağı bulabildiğidir. Konu bu açıdan ele alınacak olursa
Atatürkçülük savlarının çoğu yerde “hava”da kaldığı, Atatürk’e karşı bir Atatürkçülük
politikasının izlendiği görülecektir. Ulusal eğitim alanında olduğu kadar başka alanlarda da
karşımıza çıkan bu temel çelişki ortadan kaldırılmadıkça ne söylense ve yazılsa boşunadır.
Atatürk’ün ulusal eğitimle ilgili buyrukları ve görüşleri, öteki konulardakiler gibi, insana geniş
ufuklar çiziyor, açık seçik amaçlar gösteriyor. Ne var ki, uygulama alanına yöneldiğimizde bir
burukluğun, kötümserliğin insanı sarmaması mümkün değildir. Gerçekçi ve ülkücü atılımlar
giderek yerini umursamazlığa, bir yozlaşmaya bırakmış, Atatürkçü özlemlerin karşıtları
serpilme olanağı bulmuştur. Bunu, toplumumuzun eğitim ve öğretim kesiminde, güncel
olaylar içinde bol bol buluyor ve görüyoruz. Böyle bir ortamda yapılacak şey, herhalde
kaynağına dönerek güç tazelemek ve Atatürk’ün yaptıkları, söyledikleri dışında Atatürkçü
öğretiye kaynak tanımamaktır. Yazımızın ağırlık noktasını Atatürk’ün görüşlerine bırakmanın
ana nedeni budur. Ağacın “orman”ı görmemize engel olmasına fırsat vermemeliyiz.